(8 Mart Dünya Kadınlar Günü)

KADINI DÖVMEK ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

          Son günlerde, kamuoyunda en çok tartışılan konulardan birisi de kadının dövülmesi ve bu dövme işinin de İslâm Dininden kaynaklandığı meselesidir.

          Ötedenberi gerek batıda gerekse ülkemizde kadının sosyal konumu tartışılagelmiştir. Eleştiri konusu olarak da genellikle İslam’ın “yumuşak karnı” olarak görülen kadın meselesi seçilmiştir.

 Eleştirilerde malzeme olarak, bu dinin temel kaynakları olan “Kur’an” ve “Hadis” kitaplarındaki hüküm ve haberler çarpıtılarak değerlendirilmektedir. Böylece kadını döven, aşağılayan, bir erkeğe dört tanesini lâyık gören bir din imajı sergilenmektedir. Müslüman kadını da, evlere kapatılmış ve efendilerinin ihtiyaçlarına adanmış, ruhları ölmüş nesneler olarak takdir edilmektedir. Ayrıca İslâm dünyasında tarihte ve günümüzde kadının içinde bulunduğu hukuki, ekonomik ve politik konumu eleştirilmektedir.

          Kadınlarla ilgili olarak İslâm’a yöneltilen eleştiri konularından biri de “Kadın-erkek eşitsizliği” ile kadının dövülmesinin teşvik edilmesidir. Bu iki eleştiri konusu Kur’an-ı Kerim’in, şu âyetine dayandırılmaktadır: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın korunmasını emrettiğini kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın nihayet dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; Çünkü Allah, yücedir, büyüktür.”(1)

          Bazı yazarlar ve düşünürler tarafından, bu âyete bakılarak, İslâm’ın kadın-erkek eşitliğini kabul etmediği, bilakis erkeği kadından üstün gördüğü şeklinde eleştiri yöneltilmektedir.

          Bu âyete tenkid yöneltilmesi, Kur’an-ı Kerim meallerinin bir kısmında “hâkimdirler” şeklinde çevrilen “kavvâm” kelimesinden kaynaklanmaktadır. Halbuki bu kelime tahlil edildiğinde, kelimenin anlamının bazı meallerde verilenlerden farklı olduğu görülmektedir. Meselâ; İmam Kurtubî, “kavvâm” kelimesini açıklarken: “Yani erkekler kadınların geçimlerini temin ederler, onların güvenliklerini sağlar, onları korurlar.”(2) demektedir. Yine Arap dilcisi İbn Manzûr da “kavvâm” kelimesinin masdarı olan “el-kıyam” kelimesinin, “muhafaza, koruyup, gözetme, düzeltme anlamına geldiğini ve yukarıda bahsi geçen Nisâ Sûresi 34. âyetinde de bu anlamda kullanıldığını ifade etmektedir.(3)

          Dolayısıyla bu âyette geçen “kavvâm” kelimesinin “koruyucu, gözetici, nezâret edici, sorumlu” şeklinde çevrilmesi, hem arap diline, hem de Kur’an’ın ruhuna daha uygundur. Böyle olunca, bu âyetten erkeğin kadından üstün olduğu sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Kur’an’a göre de, erkeğin kadınlara karşı sorumlu, onları gözetici olması, veya ailenin reisi olması; kadına istediği gibi muâmele edebileceği, onu haklarından mahrum bırakabileceği, ona köle gibi davranabileceği anlamına gelmez. Bu durum karşısında, İslam’ın kadına ikinci sınıf bir yaratık olarak baktığı, erkeğin dilediği gibi tahakküm edebileceği, onu zavallı bir mahküm olarak gördüğü şeklindeki bir iddiânın hiçbir değerinin olmadığı açıktır.(4)

          İslâm’a göre, yaratılış cihetinden, Allah’ın kulu olmak bakımından kadın ile erkek arasında bir fark yoktur. Buna göre kadınla erkek bir elmanın iki parçası gibidirler.

          Kur’an-ı Kerim’e göre önce tek nefsi (Hz.Adem’i) yaratan Yüce Allah, sonra ondan eşini yaratmış, daha sonra da bu ikisinden, pek çok erkek ve kadın türetmiştir.(5)

          Bir kimsenin kendi cinsini seçme hürriyeti yoktur, dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk veren Allah’tır.(6) Bir kimseyi akîm=kısır kılan da Allah’ın irâdesidir.(7)

          İslâm nazarında kadın-erkek, aynı ruha, aynı cevhere ve insânî öze sahiptir. Bu bakımdan aralarında hiç bir fark yoktur. Bu itibarla her ikisi de temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

          Erkeklerin ve kadınların yaratılış gâyeleri de aynıdır. Her iki cins de Allah’ı tanımak, O’na ibâdet etmek(8), yer yüzünü ma’mur etmek, doğuştan kendilerinde var olan imkân ve yetenekleri gerçekleştirmek ve geliştirmek, âhiret saâdetini kazanmak için yaratılmışlardır.

          Kur’an ve hadislerdeki hitaplarda, emir ve yasaklarda, kadın ve erkek bir ve eşit tutulmuştur. İslâm Peygamberi, kadını ve erkeğiyle bütün insanlığın Peygamberidir.(9) O, bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.(10)

          Allah, erkek veya kadın olsun, hayırlı iş görmüş kişinin emeğini boşa çıkarmayacağını bildirmekte(11), Allah’a inanmış olarak hayırlı iş yapan ister kadın, ister erkek olsun bu minvâl üzere hayatını tamamlayana cenneti va’detmektedir.(12) Kısaca naslardaki genel ve temel hükümlerde kadın-erkek ayrımı yoktur.

          İslâm Hukukunda cezâ ehliyeti ve mesûliyeti bakımından da kadın-erkek arasında bir fark yoktur. Kadınlara karşı işlenmiş suçlar, erkeklere karşı işlenmiş suçlar gibidir. Kadınların işledikleri suçlara verilen cezalar, erkeklerin işledikleri suçlara verilen cezalar gibidir.

          İlim öğrenmek, erkekler gibi kadınlara da yerine göre, farz-ı ayn, yerine göre, farz-ı kifâyedir. Kadınların da, erkekler gibi, hür ve bağımsız olarak, görüş ve kanaat açıklama, fikirlerini serbestçe ifâde etme hakkı vardır.(13)

          Esâsen iddia edilen kadın-erkek eşitsizliğini çok iyi değerlendirmek gerekir. Eşitlik-eşitsizlik, haklarda ve hukuk karşısında sözkonusu olmak gerektir. İslâm’da kişisel haklarda ve hukuk karşısında, kadın erkek arasında bir eşitsizlik örneğine rastlamak mümkün değildir.

          Ayet dikkatle incelenirse, yaratılıştan gelen üstünlük, sadece erkeklere veya sadece kadınlara ait olarak bildirilmemiştir. Erkeğin, kadında bulunmayan bir takım fıtrî meziyetleri olduğu gibi, kadının da, erkekte bulunmayan bir takım fıtrî meziyetlerinin olduğu anlatılmaktadır.(14) Nitekim yaratılışta bazı hususlarda erkek vücudu, kadın vücudundan daha güçlüdür. Bazı hususlarda da kadın daha üstündür. Genellikle, erkek vücudu daha dayanıklıdır. Erkekte siyâset ve yönetim yeteneği daha fazladır. Ama kadında da duyarlılık, merhamet duygusu erkekten üstündür. Her cinsin diğerine karşı üstün olan meziyetleri bulunur. Ayetteki “Allah, insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmıştır.” cümlesinde buna işaret vardır.

          Kadının dövülmesi meselesine gelince; kocasına itâat eden iyi huylu kadınlar yanında, kocasının sözünü dinlemeyen, devamlı huzursuzluk çıkaran kadınlar da vardır. İşte yukarıda zikredilen âyetin ikinci şıkkında böyle huzursuzluk eden kadınları eğitmenin metodu gösterilmektedir. Önce kadına tatlı dille öğüt vermeli, hatta bazı hediyelerle gönlünü kazanıp, yola getirmeye çalışmalıdır. Böyle yola gelmezse kadından ayrı yatmak etkili olabilir. Çünkü kocasını seven kadın, onun kendisinden ayrı yatmasına dayanamaz. Hatasından dönebilir. Fakat kadın bununla da yola gelmezse son çare olarak hafifçe dövmeyi denemektir.(15)

          Burada “dövme” kelimesi, başka bir tâbir olmadığı için kullanılmış, ancak sonuçta dövme demeye bin şâhit gerekecek sınırlarla kayıtlanmıştır: Sövmek yasaktır, yüze ve tehlikeli yerlere vurmak yasaktır, iz bırakacak şekilde dövmek yasaktır. İbn Abbâs burada kastedilen dövmenin misvak (diş fırçası) vb. ile vurmaktan ibâret olduğunu açıklamıştır.(16)

          Yukarıda sıralanan kayıt ve sınırlar içinde kadını dövmek, İslâm’da sevilmeyen, başka çâre kalmazsa kullanılmasına izin verilmiş olan bir tedbirdir. Bunu denemeden önce boşanarak aile hayatına son vermek mi, Yoksa hafif bir pataklamak aile hayatını kurtaracaksa denenmeye değer mi? Sorusu vardır; buna cevap verecek olan da kocadır. Ancak sebep ve sonuç ne kadar meşrû olursa olsun “dövme” tâbiri sevimsizdir; bunun içindir ki, İslam’da ona, zarûret halinde ve muhtemelen geçici olarak cevaz verilmiş, fakat tavsiye edilmemiş, sevimli bulunmamış, uluorta uygulanan bir câhiliye âdetinin asgariye indirilerek sonunda tamamen kaldırılması hedeflenmiştir.(17)

          Düşünmek lâzımdır ki, bu metotlar, 1400 yıl önce getirilmiştir. O zaman kadını dövmek, sakatlayıncaya kadar dövmek normal bir şeydi. Böyle sert anlayışlı bir toplumda Kur’an-ı Kerim, getirdiği bu hükümlerle kadına karşı yapılan muâmeleyi düzeltmiş, dövmeyi hafifletmiş ve en son eğitim çâresi olarak göstermiştir. Öyle ise iddiâ edildiği gibi Kur’an, dövmeyi emretmemiş, yumuşatmış ve ondan önce güzellik metodunun kullanılmasını emretmiştir.(18)

          Bugün dünyada, sudan bahâneler ve meşrû olmayan sebeplerle karısını döven, her millet ve seviyeden çok sayıda kişinin bulunduğu, böyle bir vâkıanın gözardı edilemiyeceği de unutulmamalıdır. Denebilir ki, İslâm bu konuda orta yolu tutmuştur.(19)

          Yukarıda da ifade edildiği gibi, dayak, İslâm’ın teşvik ettiği bir metod değil, fakat çaresiz kalındığında son ümit olarak başvurulacak bir usuldür. Başka ıslâh metodu varken hemen dayağa başvurmak, hiçbir sûretle hoş görülmemiştir. Kadın, kocasının kölesi değil, hayat arkadaşı, en yakın can dostudur.(20)

          Can dostu, dostunu döver mi? dövebilir mi? Dövemez. Öyle ise âyette geçen “dövünüz” den maksat: nasîhat ve ayrı yatmanın işe yaramadığı durumlarda can dostun dostuna:

          - Sen ne yapıyorsun, bu güzelim yuvayı yakmak mı istiyorsun! anlamında, daha kuvvetlice sarsmak suretiyle uyarmak üzere, omuzu başlarına acıtmayacak ve incitmeyecek şekilde “darbetmek” yani vurmaktır.

          Dikkat edilmesi gereken, düşmanı döver gibi değil; çok sevdiği dostu ile ilgilenmek ve onun ilgisini, daha etkili şekilde konuya çekmek üzere, acıtmadan ve incitmeden, omuzu başlarına, dost elle dokunmaktır.

          Hele sanıldığı gibi âyette, kocanın durup dururken ve mecbur değilken, “iş olsun” diye veya “kocalığını, erkekliğini, reisliğini” göstermesi için bir şeyler yapması isteniyor, değildir.

          Ayetteki “dövünüz” emrini başka türlü anlamaya, hem Kur’an-ı Kerim’in diğer âyetleri, hem de Hz. Peygamber’in uyarı ve uygulamaları engeldir.(21)

          Bir âyette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”(22)

          Kur’an’ı bize tebliğ eden Hz.Peygamber (s.a.v.), hiç bir zaman kadın dövmediği gibi, karısını dövenleri de şu sözlerle kınamıştır: “Daha ne zamana dek, biriniz karısını, kölesini döver gibi dövecek, belki akşam olunca da onunla aynı yatakta yatacaktır.”(23)

          Ayrıca Hz.Peygamber, kadınların bir fikir beyân etmesine dahi müsaâde edilmeyen bir ortamda, onların durumunu yükseltmiş, onlara iyilik edilmesini emretmiştir.

          İşte Onun kadınlar hakkındaki tavsiyelerinden birkaç örnek:

          “Sizin hayırlınız, kadınlara hayırlı olandır.”(24)

          “Kadınlara ancak kerîm olanlar ikram ederler. Onlara kötülük edenler leîmlerdir, yani kötü insanlardır.”(25)

          “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümüzün bebeği kılınan namaz.”(26)

          Şu halde İslâm, kadına kişilik kazandırmış, ona saygı ve şefkat gösterilmesini, kaba davranılmamasını emretmiştir. Ayrıca dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Kadına da, kocasından şikâyetçi olması halinde hakem ve hâkime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.

          Gerçek bu iken, İslâm ülkelerinde veya ülkemizde, İslâm’ın kadın konusundaki bu anlayışından farklı olarak, kadınların aleyhine farklı bir husus varsa, onun, dinimizden ve Yüce Kitabımız Kur’an’dan değil, mahallî anlayışlardan ve göreneklerden kaynaklanmakta olduğunu bilmemiz gerekir.

         İslâm Peygamberi, “Cennet annelerin ayakları altındadır.”(27) buyurmuştur. Hangi zihniyet, kadına, cenneti onun ayakları altına seren İslâm kadar değer vermiştir?

------------------------------------

 (1) Nisa,4/34

 (2) el-Kurtubî, el-Câmi’ Li-Ahkâm-il-Kur’an, Beyrut,1965, C:5, S.169

 (3) İbn-Manzûr; Lisânu’l-Arab, Beyrut C:12,S:497

 (4) Doç.Dr.Hayri KIRBAŞOĞLU; Kadın Konusunda İslam’a Yöneltilen

      Başlıca Eleştiriler; İslâmî Araştırmalar Dergisi, C:5, Sayı:4, S:272,273

 (5) Bkz. Nisâ, 4/1

 (6) Bkz. Şûra,42/49

 (7) Bkz. Şûra, 42/50

 (8) Bkz. Zâriyât, 51/56

 (9) Bkz. A’raf, 7/158

(10) Bkz. Sebe’, 34/28

(11) Bkz. Al-i İmrân, 3/195

(12) Mü’min, 40/40

(13) Prof.Dr.Mehmet S.HATİBOĞLU, İslâm’ın Kadına Bakışı; İslâmî

       Araştırmalar Dergisi, C:5, Sayı:4, S:231; Prof.Dr. Süleyman ULUDAĞ;

      İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, T.D.V. Yayınları, Ankara 1989,

      S:176  vd.

(14) Dr.Fahri DEMİR; İslâm ve Kadın; Diyanet İlmî Dergi, C:30 Sayı:3, S:9,11;

      Geniş bilgi için bkz: Elmalılı Hamdi YAZIR; Hak Dini Kur’an Dili, C:2,      

       s:1349 vd.

(15) Prof.Dr.Süleyman ATEŞ; İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar; İslâmî

       Araştırmalar Dergisi, C:5, Sayı:4, S:322,323

(16) Bkz. Taberî; Cami’ul-Beyan, C:5, S:68; Şevkânî; Feth’ul-Kadir, C:1, S:519

(17) Prof.Dr.Hayreddin KARAMAN; İslâm’da Kadın ve Aile, İst.1994,

        S:186,187

(18) ATEŞ; a.g. makale, S:323

(19) KARAMAN; a.g.e, S: 187; YAZIR, a.g.e, S:1351 (Dip Not)

(20) ATEŞ; a.g. makale, S:323

(21) DEMİR; a.g. makale, S:12

(22) Rûm, 30/21

(23) Buhârî; Nikâh,93; Müslim; Cennet, 13 Hadis No:49; İbn Mâce; Nikâh,51

(24) Feydu’l-Kadîr, C:2, S:97

(25) Feydu’l-Kadîr, C:3, S:496

(26) Keşfu’l-Hafa’, C:1, S:338, Hadis No:1089

(27) Nesâî; C:6, S:11, Hadis No:3102; Ahmed b. Hanbel; Müsned, 3/429;

        Keşfu’l-Hafâ, C:1, S:335, Hadis No:1078

 
Duyurular
2010 Yılı Ramazan Ayı Vaaz Programları Sitemize Yüklenmiştir.
2010 Yılı III. Dönem(Temmuz, Ağustos, Eylül) Vaaz Programları Sitemize Yüklenmiştir.

Eylül, Ekim, Ksım, Aralık-2010 aylarına ait Hutbeler Sitemize Yüklenmiştir.

Site İçi Arama

Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün641
mod_vvisit_counterDün2577
mod_vvisit_counterBu Hafta3218
mod_vvisit_counterGeçen Hafta29992
mod_vvisit_counterBu Ay25961
mod_vvisit_counterGeçen Ay107779
mod_vvisit_counterBütün Günler482186